Yazı Detayı
16 Ekim 2020 - Cuma 10:32
 
Yeter ki ışık adaleti aydınlatsın!
Hande Fırat
 
 

Önce “bisiklet”, sonra “ışık” tartışması... Bu tartışma ne yazık ki asıl konuşulması gereken geleceğimizi karanlığa ya da aydınlığa sürükleyebilecek kadar önemli olan bir sorunu gölgelemiştir.

O soruna geçmeden önce şunu belirtmek isterim: Yargıçlar kararlarıyla konuşur, konuşmalı. Tartışmalar, hukuki sorunlar olsa da yargıçlar siyaset yapmaz, yapmamalı. Türkiye gibi “vesayetten”, “iktidarların yargı üzerindeki güçlerinden”, “terör örgütlerinin yargıyı ele geçirmesinden”, “darbelerden”, “darbelerin kamu binalarının yanan ışıklarıyla anlatılmasından” çok çekmiş bir ülkede yargıç da siyasetçi de ağzından çıkana, kaleminin yazdığına bir değil iki kere dikkat etmeli. Görevi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel metni Anayasa’yı korumak olan yüksek mahkemenin herhangi bir üyesinin hukuk, siyaset, tarih bilgisinin yeterli olmayacağı düşünülemez. Anayasal çerçevede yüksek mahkeme içinde görüşlerini dile getirmesinde, eleştirilerini sıralamasında bir sorun yok. Ancak mevki, görev ve yaşıyla bağdaşmayan şekilde sosyal medya kullanması kesinlikle sorunludur.

ASIL SORUN

Bundan daha da önemli olan, Anayasa Mahkemesi’nin o üyesi, bilerek ya da bilmeyerek, o niyetle ya da bu niyetle, o zihniyetle ya da bu zihniyetle ne yazık ki asıl sorunun konuşulmasını gölgelemiştir. Özür de dilese amacı sorgulanacaktır, tartışılacaktır. Kendisi bu görüşlerini çok rahat dile getirebileceği siyaset arenasında kullanacak mıdır bilmiyorum.

Ancak bu tartışmayı bir kenara bırakarak, ana soruna gelmek isterim. Ana sorunun adı “hukuk ve adalettir”. Yakın tarihimizdeki en acı tecrübeleri hatırlayacak olursak; “terör örgütünün sızdığı bir yargıda deliller üretilmesi”, “kumpaslar kurulması”, “yanlış yargılamalar”, “boş yere hapishanede yatanlar hatta ölenler”... Diğer yandan iktidar partisinin kapatılmaya çalışılması, bu girişimin haklı olarak yüksek mahkemeden dönmesi... Kendi tarihimizin en kritik ve gelecek nesiller için ders çıkarılması gereken dönemeçleridir.

Diğer yandan tüm dünya tarihi açısından bakacak olursak, Avrupa kıtasında anayasa mahkemeleri 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmaya başlanmıştır. İki dünya savaşına yol açan iktidarları ve savaşta yaşananları hatırlayacak olursak, yüksek mahkemelerin kurulmasında temel amaç bireyleri korumaktır. Sıralayacak olursak;

- Bu koruma, bireyin devlet iktidarı karşısında sahip olduğu özgürlükleri güvence altına alan ve devletlerin temel metinleri olan anayasa hükümlerini korumaktır.

 


- Bu koruma, parlamento çoğunluğuna karşı da korumayı içerir. Kısacası bireyler, bireylerin hak ve özgürlükleri iktidarlara karşı da korunur.

- İnsan hakları, temel hak ve özgürlükler güvence altına alınır.

- Devlet iktidarının hukuka bağlılığı denetlenir, sınırlanır, dengelenir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi anayasal temelde işletilir.

ASIL SORULMASI GEREKEN SORULAR

Bu maddeler bir devletin, devletin vatandaşlarının, temel hak ve özgürlüklerin anayasal çerçevede korunması demektir. Bu maddeler, devlet için de vatandaş için de hayati önemdedir. Hukuk ve adalet vatandaşa da siyasetçiye de devlete de lazımdır. Yukarıda saydığım amaçlarla kurulmuş yüksek mahkeme anayasal bir kuruluştur. Kararları tabii ki siyaset sahnesinde ve kamuoyunda tartışılabilir. Ancak temel metin anayasaya göre yüksek mahkemenin kararları uygulanmak zorunda. Uygulayacakların başında da anayasa ve yasalara bağlılığından doğal olarak şüphe duymamamız gereken mahkemeler gelmektedir. İşte tam da bu noktada asıl sorun sorulması gereken soruların sorulamamış olmasıdır.

Anayasa ve yasalara bağlılığından şüphe duymadığımız mahkemeler neden temel metin anayasanın koruyucusu yüksek mahkemenin kararına direnir?

Bu durum yakın tarihimizdeki FETÖ’nün neden olduğu acı olaylar hatırlandığında vatandaşın hukuk ve adalete güvenini nasıl etkiler?

Temel metin anayasanın koruyucusu, dolayısıyla bireyin hak ve özgürlük koruyucusu hangi makamdır?

 


Bir ülkede anayasa çerçevesinde hareket edilmemesinin sonuçları nelerdir?

İşte bu sorular ve yanıtları bizler için de gelecek nesillerimiz için de hayati önem taşımaktadır. Bu millet binalarda yanan ya da sönen ışıklara, o kafalara prim vermeyeceğini 15 Temmuz’da tüm dünyaya göstermiştir. Önemli olan bu milleti, devleti ve vatandaşları koruyacak ışığın hukuk ve adaletin üzerinden eksik olmamasıdır.

 

HURRİYET

 
Etiketler: Yeter, ki, ışık, adaleti, aydınlatsın!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
23 Ekim 2020
A’dan Z’ye askeri alanda neler yaşanıyor...
20 Ekim 2020
2018’den bugüne MHP’nin ‘askıda ekmek’ projesi
13 Ekim 2020
Vaka sayısı neden önemli?
09 Ekim 2020
Mesele Ali Edizer değil Ali Edizerler
07 Ekim 2020
Sivilleri hedef alan işgalci Ermenistan
06 Ekim 2020
Sivilleri hedef alan işgalci Ermenistan
02 Ekim 2020
Şef konuştu!
29 Eylül 2020
Kendi göbeğini kesmek: ‘Strateji değişikliği ve kararlılık’
25 Eylül 2020
61. istikşafi görüşme
22 Eylül 2020
Kritik hafta
18 Eylül 2020
Mısır ile süren görüşmelerin perde arkası
15 Eylül 2020
Türkiye’de vaka ve ağır hasta sayısı artmaya devam ediyor
11 Eylül 2020
Ah bu Covid'li sonbahar
08 Eylül 2020
Suriye’nin kuzeyindeki oyunlar ve pes dedirten gözyaşları
04 Eylül 2020
Bir aydır alarm veren Ankara!
01 Eylül 2020
Ege’nin iki yakası
28 Ağustos 2020
Salgın kontrolden çıktı
25 Ağustos 2020
Benim de bir fikrim var!
21 Ağustos 2020
Siz tartışırken kaç kadın öldü?
18 Ağustos 2020
Çocuklar için kampanya çağrısı
14 Ağustos 2020
Okul kararı
11 Ağustos 2020
Siyasetin gündemindeki çağrı
07 Ağustos 2020
Mesele İstanbul Sözleşmesi değil. Neyin hesabı?
04 Ağustos 2020
COVID her yerde
31 Temmuz 2020
İyi ve mutlaka mesafeli bir bayram dileğiyle
28 Temmuz 2020
‘Challange accepted’ Siyah-beyaz fotoğraf olmamak için
17 Temmuz 2020
İki kara propaganda
15 Temmuz 2020
Dört yıldır süren mücadele
14 Temmuz 2020
Ayasofya kararı eleştirilerine ne yanıt veriliyor?
10 Temmuz 2020
Hayalet silahlarla örtülü savaş
07 Temmuz 2020
Olağan şüpheliler
03 Temmuz 2020
Sosyal medya nasıl düzenlenecek?
30 Haziran 2020
Bu rehavet iyi değil
26 Haziran 2020
Z kuşağına özel seçim kampanyası
23 Haziran 2020
Sisi ve arkasındakiler
19 Haziran 2020
Libya fotoğrafı
16 Haziran 2020
Türkiye ve Rusya Libya satrancında
12 Haziran 2020
Katar’dan Türkiye’ye yatırımlar devam edecek
09 Haziran 2020
Her kötülüğün ardındaki ülke
05 Haziran 2020
Libya’da Erdoğan’ın bahsettiği olumlu adım
02 Haziran 2020
8 dakika 46 saniyenin sonunda ABD nefes alamıyor
30 Mayıs 2020
Vapur yolculuğu
29 Mayıs 2020
Vapur yolculuğu
22 Mayıs 2020
Dünyanın bilinmeze zorlu ve zorunlu yolculuğu
19 Mayıs 2020
Virüsün gölgesinde bir bayram daha Büyük Önder’i anlamak
15 Mayıs 2020
Yanlış anladık normalleşmeyi
12 Mayıs 2020
Yeni normalin zorlukları ve zorunlulukları
08 Mayıs 2020
Rüzgârın yüze vurmasını özleyenlere...
05 Mayıs 2020
Yeni normal ve gündem
01 Mayıs 2020
Daha yolun yarısındayız
28 Nisan 2020
Virüs zamanı bölgede neler oluyor?
24 Nisan 2020
Bu çocuk da okur, belki büyük adam da olur!
21 Nisan 2020
Virüs sonrası
17 Nisan 2020
İnfaz paketi ve af tartışmaları
14 Nisan 2020
Soylu fırtınası
10 Nisan 2020
İstanbul’u ülke, ilçeleri şehir gibi düşünmeli
07 Nisan 2020
80 ve 89 yaşındaki karı koca virüsü yendi
Haber Yazılımı