Yazı Detayı
17 Ekim 2020 - Cumartesi 11:46
 
Hangisi Anayasal düzen için daha zararlı?
Deniz Zeyrek
 
 

Enis Berberoğlu'nu yakın tanırım.

En son Hürriyet'te birlikte çalışmıştık.

O Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayın Müdürü iken ben de Ankara Temsilcisi'ydim. Bir nevi patronumdu. Her Allah'ın günü defalarca konuşurduk. Haberler konusunda ciddi fikir alışverişi yapardık. Bana sadece gazetecilik değil, hayata dair önemli dersler vermişliği de vardır.

Kendisini tanıdığım o yıllar içinde hem gazeteciliği, hem vatanseverliği konusunda yeterince gözlem yapma fırsatım oldu. O nedenle hakkında olumlu şeyler yazarken ya da “bu çamur Enis Berberoğlu'na yapışmaz” derken hiç tereddüt etmem.

Hakkında bir söz söylerken “Aman bir foyası çıkar da iddialı sözlerimin altında ezilirim” endişesi de yaşamam.

Bir gazeteci olarak şu günlerde yaşananları, milletvekilliğinin düşürülmesini, Anayasa Mahkemesi'nin kendisiyle ilgili kararını ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin AYM kararı sonrasındaki tutumunu kendisine sorup, yanıtlarını size aktarmak isterdim.

Ancak, hali hazırda açık cezaevinden salgın nedeniyle izinli sayılan bir hükümlü olması nedeniyle böyle bir röportaj yapamayacağımızı biliyorum.

Yine de yıllarca aynı ortamlarda bulunmuş, bir çok konuda çatır çatır tartışmış biri olarak “Olup biten hakkında ne düşünüyorsun” diye sorsam ne diyeceğini adım gibi biliyorum. Daha önceki konuyla ilgili sohbetlerimizden, meselelere bakışından yola çıkarak söylüyorum. Büyük ihtimalle şunu derdi:

“Bu sonucu isteyenler, bu kararı verenler benden ne istiyorlar bilmiyorum. Ancak Berberoğlu illa cezaevinde yatsın, illa milletvekilliği düşsün diye meseleyi kişiselleştirmişlerse kendilerini mutlu etmeye hazırım. Gider yatarım, o koltukta da oturmam. Yeter ki hukuku bu kadar eğip bükmesinler, hukuk devletine bu kadar zarar vermesinler, milli irade bu kadar hiçe sayılmasın.”

★★★

İnsanın isminin her gün haber bültenlerinde duyulması, ilgili ilgisiz herkesin diline pelesenk olması gerçekten de zor bir durum. Hele hele kendini “Vatansever” diye tarif eden birinin kendi ismini her gün dosyasının “d”sini dahi bilmeyenlerin ağzından, “casus”, “vatan haini” gibi sıfatlarla birlikte duyması tam bir zulüm değil midir?

Düşünsenize, bütün kimliğinizle, isminizle, onurunuzla, geçmişinizle, geleceğinizle, ailenizle siyasetin zirvesindeki bir iktidar mücadelesinin ortasında ping pong topu gibi oradan oraya atılıyorsunuz:

İsminiz birgün Anayasa Mahkemesi'nde (AYM), başka bir gün TBMM'de, peşi sıra 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, Bölge Adliye Mahkemesi'nde, Yargıtay'da ve yeniden AYM'de…

Sizin isminiz üzerinden kimi siyasi mücadelesinde mevzi kazanmaya, kimi rövanş almaya çalışıyor.

Ortada sizinle ilgili sadece bir gerçek olmasına karşın, dosyanızın atıldığı her noktada birden fazla ve birbirinden çok farklı onlarca çarpık ses.

Buna can mı dayanır?

★★★

Aslında lafı çok uzatmaya gerek yok. Her şey çok net:

Berberoğlu ile ilgili en üst mahkeme olan AYM bir karar verdi. Kararda “Seçme ve seçilme hakkı ihlal edildi” denildi ve yeniden yargılanması istendi. Yapılması gereken şey, dosyasının yeniden açılması ve yargılamanın devam etmesi için TBMM'ye fezleke gönderilmesiydi. Ancak öyle olmadı. AYM kararları Anayasamızın 153. Maddesi gereği kesinken ve uygulanması zorunluyken, bir yerel mahkeme AYM'nin bu kararını, haliyle Anayasa'nın 153. Maddesi'ni tanımadı.

Biz de Anayasa'nın bir mahkeme tarafından tanınmaması gibi “trajik” ve “vahim” bir durumu bir kenara bırakıp, bir AYM üyesinin aymazca, düşüncesizce attığı bir twitter mesajı üzerinden AYM'yi hedef tahtasına koyduk.

Bazılarımız “Burada darbe göndermesi var” dedik.

Kimimiz “AYM üyesi hükümete operasyon çekiyor” dedi.

Meseleyi AYM'nin yapısını değiştirmeye kadar vardırdık.

İnsan ister istemez soruyor:

Son 10 yılda AYM'nin yapısı ve görevleri konusunda iki büyük değişiklik yaptınız da yetmedi mi?

Kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir ülkede hangisi Anayasal düzene daha çok zarar verir: AYM üyesi birinin aymazca, düşüncesizce paylaştığı bir mesaj mı bir mahkemenin Anayasayı tanımaması mı?

Gerçekten de o kararları bekleyenlerin ya da verenlerin arzusu sadece Berberoğlu'nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve hapis yatması ise, Anayasa'yı hukuk devletini bu kadar yıpratmaya gerek yok.

Benim tanıdığım Enis Berberoğlu Anayasal düzeni, hukuk devletini ve Türkiye'yi korumak için son bir fedakarlık yapar, gider yatar ve milletin özgür iradesiyle kendisine teslim ettiği o koltuktan vazgeçer!

 

SÖZCÜ

 
Etiketler: Hangisi, Anayasal, düzen, için, daha, zararlı?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
26 Ekim 2020
Tercih bizim!
24 Ekim 2020
Erdoğan bu kadar dışlandı mı?
21 Ekim 2020
Hayat kısa Bekir Ağabey ama kuşlar uçuyor
19 Ekim 2020
Askıda ekmek varken Erdoğan seçime gitmez
16 Ekim 2020
İnşaat biter senfoni bitmez
14 Ekim 2020
Bütün “sıcak patatesler” Yargıtay’ın kucağına
12 Ekim 2020
Sorunun yanıtı o fotoğrafta ve telefonun ucunda
10 Ekim 2020
O defterler kapalı kalmaz
09 Ekim 2020
Sıra KKTC’ye mi geldi
07 Ekim 2020
İstanbul’da bir gün
05 Ekim 2020
Salgın soslu acı reçete reva mı?
03 Ekim 2020
Kayyum Kars’a uymaz!
02 Ekim 2020
“Kazanana kadar Yap Boz”
30 Eylül 2020
Ava giderken avlanmak!
28 Eylül 2020
Bu kez içeriden eleştirildi: “Çay nimettir öyle atılmaz”
26 Eylül 2020
Siyasetin gündemi değişir Halkın gündemi değişmez
25 Eylül 2020
Ne çektin be Ege Ordusu
23 Eylül 2020
Berberoğlu Meclis’e döner İklim değişir, Akdeniz olur
21 Eylül 2020
Ünye Fatsa bir oldu da sizinle baş edemedi!
19 Eylül 2020
Bu politikalarla merkezde kalınabilir mi?
18 Eylül 2020
15 Eylül 1918 ve resimlerdeki gizemli adam
16 Eylül 2020
Vurun Canan’a!
14 Eylül 2020
Kafamda “tuhaf” sorular
12 Eylül 2020
Ç, S ve Ş’yi komünizm sembolü sayan faşizm
11 Eylül 2020
“Oyuncak Gibi Kamera”dan FATİH’in tabletlerine: Gerilemenin fotoğrafı
09 Eylül 2020
Yargıdan iki güzel haber
07 Eylül 2020
Celal’in eşekleri, ülkenin özeti
05 Eylül 2020
Kılıçdaroğlu’nun hedefi başbakanlık mı?
04 Eylül 2020
Sansürü savunmak!
02 Eylül 2020
Güçlünün hukuku zorbalıkla kendini gösterir
31 Ağustos 2020
Şu öğretmenler olmasa…
29 Ağustos 2020
Bunları unuttuysanız “yerli ve milli” olamazsınız!
28 Ağustos 2020
TUBA’nın bir yılı
26 Ağustos 2020
Asıl Trump’ın sözlerine yanıt verilmeli!
24 Ağustos 2020
Fazla abartı olguyu değersizleştiriyor
22 Ağustos 2020
İnsan bir hoş oluyor değil mi?
21 Ağustos 2020
Umarım o “müjde” petrol ya da doğalgazdır ve bu kez doğru çıkar!
19 Ağustos 2020
RTÜK’ün yaptığı “girişim özgürlüğü” ihlalidir
17 Ağustos 2020
Reaksiyoner dış politika çıkmazı
15 Ağustos 2020
Gençler, siz siz olun gaza gelmeyin!
14 Ağustos 2020
Galata’ya kıymayın efendiler!
12 Ağustos 2020
Akşener: Yuva burası buraya gelsinler
10 Ağustos 2020
Yetenekli Bay Bağ!
08 Ağustos 2020
İnce ve Kılıçdaroğlu bu istatistiklere bakmalı!
07 Ağustos 2020
Aşırı Özgüven + Rehavet = 2. Dalga
05 Ağustos 2020
Siyasetteki Zugzwang halleri
03 Ağustos 2020
“Kaldırılsın” diyenler ayrıcalıklarından vazgeçmek İstemeyenler
01 Ağustos 2020
Meğer ne çok vatandaşın başına gelmiş
31 Temmuz 2020
Krippel imzalı kayıp Atatürk heykeli bulundu
29 Temmuz 2020
Nereden nereye?
27 Temmuz 2020
Sarık ve cübbe gidince geriye ne kalacak?
25 Temmuz 2020
Babacan lafı dolandırmadı: Ayasofya büyük sorunları örtmek için getirilen bir olay
22 Temmuz 2020
Ayasofya’da ilk namaz meselesi
18 Temmuz 2020
AK Parti Grubu şirketler için mi onay verdi?
17 Temmuz 2020
Horasan’dan bu yan lo kimin yurdu?
15 Temmuz 2020
İmamoğlu: Kamu bankalarının uygulamaları tümüyle ahlak dışıdır
13 Temmuz 2020
Erdoğan haklı: Türkiye eski Türkiye değil!
11 Temmuz 2020
Keçilere bari kıymayın efendiler!
10 Temmuz 2020
Kaldırım mühendisliği şart
06 Temmuz 2020
Polis çitiyle çevrili demokrasi!
04 Temmuz 2020
Numan Kurtulmuş’a “Medya 101” dersi
03 Temmuz 2020
Halkın gündemi başka, hükümetin gündemi başka
01 Temmuz 2020
Bakan Ersoy: Otellerin yarısının açılması başarı
29 Haziran 2020
Gençleri kaybetmek!
27 Haziran 2020
“Artık bunu tartışsınlar: Üç yıl sonra Körfez’de yüzeceğim”
26 Haziran 2020
Madalya yetmez, banka yöneticisi de yapın!
24 Haziran 2020
Barolar tartışması: Temcit Pilavı ve Pirus Zaferi
22 Haziran 2020
Boş koğuşlar çift camlar
20 Haziran 2020
Binali Yıldırım neden aday olmadı?
19 Haziran 2020
Bu sese kulak verin!
17 Haziran 2020
Ders olsun diye…
15 Haziran 2020
Bir pehlivan tefrikası!
13 Haziran 2020
Yaşasın Korona ilacını bulduk!
12 Haziran 2020
BEKÇİ
10 Haziran 2020
AK Parti’nin sorunu ANA AKIM’dan uzaklaşmak
08 Haziran 2020
Yeter artık!
06 Haziran 2020
İktidar siyasette “kontrollü gerginlik” istiyor
05 Haziran 2020
“Kabine toto” mu ateş olan yerden duman mı çıkıyor?
03 Haziran 2020
Siyasetçiye DİN dersi!
01 Haziran 2020
İşte size acil iş!
30 Mayıs 2020
O yalanı haklı çıkarmak istemeyiz!
29 Mayıs 2020
Bir ‘başımıza taş yağdı’ hikayesi
27 Mayıs 2020
Doktorlara saldıran CHP’li çıksaydı ne olurdu?
23 Mayıs 2020
Çav Bella
22 Mayıs 2020
Hiç olmasa ZOOMlayın
20 Mayıs 2020
Yaycı olayının Seyir Defteri
18 Mayıs 2020
Gardiyan “DEVLET” ise “ADALET” kim?
16 Mayıs 2020
Geç bunları anam babam geç bunları!
13 Mayıs 2020
Qfwfq tadında korona-komik öyküler
11 Mayıs 2020
Kendini devletin sahibi görmek!
09 Mayıs 2020
Ekmeğin kokusu gibidir Ana kokusu
08 Mayıs 2020
“Nerede o eski Çukurambar Ramazanları”
06 Mayıs 2020
Başarı varsa o ruh sayesinde!
04 Mayıs 2020
Ölüdeniz ve Kayaköy için iyi haber
02 Mayıs 2020
Hiç ders almayacaksınız değil mi?
01 Mayıs 2020
Emeğin zaman kapsülü
29 Nisan 2020
Başkan çık aradan!
27 Nisan 2020
Yaşasın mahalle kültürü!
25 Nisan 2020
Korona bahane ihalesiz işler şahane!
24 Nisan 2020
Dünyayı kadınlar kurtaracak!
22 Nisan 2020
Türkiye’yi var eden dört gün
20 Nisan 2020
Yasağın ruhu!
18 Nisan 2020
Kalemi tabancadan tehlikeli buluyorsa o siyasetçi iflah olmaz!
15 Nisan 2020
Binde yirmi bir
13 Nisan 2020
Biri büyük ikisi güncel üç neden
11 Nisan 2020
Veresiye defteri
08 Nisan 2020
O ilke de duman oldu
Haber Yazılımı