Yazı Detayı
16 Ekim 2020 - Cuma 10:38
 
Farkında mısınız
Soner Yalçın
 
 

Merkez medyada –neredeyse- çalışmadığım gazete-televizyon kalmadı. Haber merkezlerinde hep aynı sözü duydum:

-Kıbrıs haberleri okunmaz.

-Kıbrıs haberleri seyredilmez, dinlenmez.

Dikkat etmişseniz; son yıllarda medyada Kıbrıs haberleri pek görülmez oldu.

Oysa. Kıbrıs, 1950'lerden başlayarak 1980'lerin ortalarına kadar Türkiye gündemindeki sıcak yerini hep korudu.

Türkiye politik hayatında 1990'lardan itibaren muhafazakâr hareketler hızla büyürken, bu çevrelerin “milli dava” olarak gördüğü Kıbrıs neden gündemden düştü/düşürüldü?

İşte… Kıbrıs'ta pazar günü çekişmeli cumhurbaşkanlığı seçimi var; çok önemli bu seçime Türk medyasının ilgisizliği sürüyor.

Kıbrıs'ın, Türk halkının duygusundan-bilincinden çıkarılmak istenmesinin amacı neydi? Ki bunda
maalesef başarılı oldular. Öyle ki:

Çoğu kişi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni “yapay devlet” görüyor. Bayrağıyla alay edenleri bile gördüm! Tarihinden koparılanlara şunu anımsatırım:

Kıbrıs bayrağı, 1616 yılında İspanyollara karşı Osmanlı'nın deniz savaşı verdiği Kıbrıs yakınlarındaki Gelidonya Burnu Muharebesi'ndeki Osmanlı kadırgalarının gönlerinde dalgalanmaktaydı. Kıbrıs bayrağı, 27 yıllık değil, 404 yıllıktır…

Kimseye tarih dersi verecek değilim; “çok bildiklerini” sandıkları Kıbrıs, Yunan egemenliğine girmedi; Osmanlı'dan önce de Venedik ve Roma-Bizans vardı. Mısır vardı, Hitit vardı, Fenikeliler vardı, Arap/Emeviler vardı, Lüzinyalılar vardı… Neyse asıl konumuza geleyim…

ŞIMARIK ÇOCUK

Konumuz şu:

Son on yıldır Kıbrıs Türkiye'nin aksine Batı gündeminde çok sık yer almaya başladı.

Önce olanlar şuydu:

İngilizlerin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adadan çekilmesiyle Rumlar, Kıbrıs'a hâkim olmak için etnik çatışmayı körükledi. (Ki, adada 450 yıl kalan Osmanlı, Rumları tıpkı Türkler gibi eşit tebaası gördü; diline-dinine karışmadı.)

Adada geçici barış ardından Rumlar–Türklere veto hakkı gibi- güvenceler veren 1960 Anayasasını üç yıl sonra değiştirmek isteyince iç çatışmalar başladı.

Rumların Akritas planının amacı, faşist örgüt EOKA eliyle Kıbrıs'ı Yunanistan'a/ “Megali İdea” bağlamaktı. Yunanistan, 19'uncu yüzyıl sonunda Girit'te yaptığını bu kez Kıbrıs'ta gerçekleştirmek istiyordu. (Hürriyet gazetesindeki 21 Şubat 2010 tarihli Girit yazımı bulup okumanızı öneririm.)

Sonuçta… EOKA lideri Mikos Sampson'un Kıbrıs'ı ele geçirme maksadıyla 1974'de askeri darbe yaptı. Gerek darbeye son vermek, gerekse Rum katliamlarını durdurma hedefiyle -adaya barış getirmek için- Türkiye, Atilla Harekâtı gerçekleştirdi. (Gerek Avrupa Konseyi ve hatta Atina Yüksek Mahkemesi bu askeri müdahalenin haklı- meşru olduğuna karar verdi.)

Ardından konu diplomasi masasına geldi:

Dedik ki; iki devletli çözüm olsun.

Kabul etmediler.

Dedik ki; konfederasyon olsun…

Kabul etmediler.

Dedik ki; Fransa'ya bağlı Monako modeli gibi Kuzey Kıbrıs özerk olsun Türkiye'ye bağlansın.

Kabul etmediler.

Rumlar, Batı'nın şımarık çocukluğuna devam ettiler/ediyorlar; federasyon isteyip istemedikleri bile kesin değil…

KRİTİK SEÇİM

Kıbrıs yaklaşık elli yıl, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin meselesiydi.

Güney Kıbrıs, 2004'te AB'ye alınınca Avrupa da taraf oldu. O tarihte AB baskısıyla AKP iktidarına –topraklarımızın bir bölümünü kaybettiren- “Annan Planı”  dayatması yapıldı…

Keza: AB, Kıbrıs Türklerini yanına çekmek/entegre etmek için “Mali Yardım Yönetmeliği” (FAR) gibi fonlar oluşturup ticari kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına 520 milyon Euro dağıttı! Öğrencilere AB ülkelerine gitmesi için burslar verdi. Vs.

Uzatmayayım: 2010 yılında Kıbrıs açıklarında doğalgaz bulununca Kıbrıs, dünya meselesi haline getirildi.

İsrail, Mısır, Lübnan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ele ele verdi. ABD şirketi Exxon Mobil, Fransız şirketi Total, İtalya şirketi Eni ve hatta Shell devreye girdi. Bunlar, Güney Kıbrıs yönetimine Münhasır Ekonomik Bölge deklarasyonu yayınlatarak Doğu Akdeniz Havzası'ndaki hammadde kaynaklarına el koymak istedi.

Hedefleri, KKTC ve itibariyle Türkiye idi…

AB, -Osmanlı'yı paramparça eden- Sevr benzeri “Sevilla Haritası” dayattı. Tartışmalar, gerginlikler sürüyor… Bugün Kıbrıs, stratejik ve jeopolitik açıdan AB, NATO, ABD gibi hegemonik aktörlerin merkezinde.

Türkiye direniyor…

Ya KKTC?

Böylesine politik iklimde yapılan KKTC cumhurbaşkanlığı seçimine nasıl ilgisiz kalınabilir?

Kıbrıs Türkleri sandıkta karar verecek; haklarından, topraklarından ve ileride gerçekleşecek maddi zenginliklerinden feragat edecek mi? Canını- malını Rum tarafına yine emanet edecek mi?

Kaan Cenk Salihoğlu'nun Kaynak Yayınları'ndan çıkan “Doğu Akdeniz'de Satranç” kitabını herkese tavsiye ederim…

 

SÖZCÜ

 
Etiketler: Farkında, mısınız,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
23 Ekim 2020
Nostalji afyonu
22 Ekim 2020
Çok bilen konuşmaz çok konuşan bilmez
21 Ekim 2020
Bizim sol
20 Ekim 2020
Lekesiz gazeteci
15 Ekim 2020
Yazmamız istenmiyor
14 Ekim 2020
Çantada keklik değil
13 Ekim 2020
Zalimin çarkı
09 Ekim 2020
Gazeteciliğin yıldızı: Müyesser…
08 Ekim 2020
Menzil’in asıl rolü
07 Ekim 2020
Seyirlik infaz
06 Ekim 2020
Asıl sorun, geçmişe bakışta
02 Ekim 2020
40 yıllık hüsran
01 Ekim 2020
Israrla yazacağım
30 Eylül 2020
Bilinmeyen Atatürk
29 Eylül 2020
Erdoğan saplantısı
25 Eylül 2020
FETÖ’nün solcuları
24 Eylül 2020
İktidarın eksikliği
23 Eylül 2020
O Sakallı’ya kulak verin
22 Eylül 2020
Yaptığıyla küçülen lafıyla büyüyemez
18 Eylül 2020
Ahlâk davası
17 Eylül 2020
Kuyunun dibi
16 Eylül 2020
Teyzen haklı dostum!
15 Eylül 2020
Mustafa Kemal ve Atatürk
25 Ağustos 2020
Yolculuk
21 Ağustos 2020
Boşluğa savrulmak
20 Ağustos 2020
Bilal Erdoğan’ın dili
19 Ağustos 2020
Erdoğan’ın oyunculuğu
18 Ağustos 2020
Amerikan kafasıyla düşünmek
14 Ağustos 2020
Derin devlet
13 Ağustos 2020
Bozgunda fetih rüyası
12 Ağustos 2020
İnsanı dönüştürmek
11 Ağustos 2020
Maocu dostum
07 Ağustos 2020
Bizim masallarımız
06 Ağustos 2020
Ben anlatamıyorum CIA anlatsın…
05 Ağustos 2020
İşin aslı şudur
04 Ağustos 2020
Kabus bitsin artık
31 Temmuz 2020
Bayram günü yazmak istemezdim
30 Temmuz 2020
İmamoğlu kime lanet okusun!
29 Temmuz 2020
O kılıç, şifre
28 Temmuz 2020
Bu üçüyle hesaplaşan iktidarda kalamaz
23 Temmuz 2020
İktidarın kadın pişmanlığı
22 Temmuz 2020
Şampiyonluğa mecburdu
21 Temmuz 2020
Hafızayı yaşatmak
17 Temmuz 2020
Kripto…
16 Temmuz 2020
Erdoğan kendine sormalı
15 Temmuz 2020
Farkı görebilmek
14 Temmuz 2020
AKP-FETÖ anlaşıyor mu
10 Temmuz 2020
Alçalmadan Yükselenler
09 Temmuz 2020
Provokatif/kışkırtıcı...
08 Temmuz 2020
Aman dikkat
07 Temmuz 2020
Bu kafa
03 Temmuz 2020
Mağdurluktan mağrurluğa
01 Temmuz 2020
Her cami Ayasofya
30 Haziran 2020
İmamoğlu şimdi kazandı
26 Haziran 2020
Basılmamış kitap
25 Haziran 2020
Adliye önü
24 Haziran 2020
AKP’liler okusun
23 Haziran 2020
Karakter suikastı duruşması
19 Haziran 2020
Ahlâk davası
18 Haziran 2020
İki soru soruluyor
17 Haziran 2020
CIA, Kinzer ve Müyesser
16 Haziran 2020
Bu yazdığım suç mu
12 Haziran 2020
“Yeni elbise”
11 Haziran 2020
“Neden”
10 Haziran 2020
Sabah gazetesi
09 Haziran 2020
Asıl kaybeden
05 Haziran 2020
Hangi devlet
04 Haziran 2020
Temel mesele
03 Haziran 2020
Ekranda gördüğüm
02 Haziran 2020
Don’ald Kişot
29 Mayıs 2020
Hırpalanmış ruhlar ülkesi
28 Mayıs 2020
Hatalı algılar-yargılar
27 Mayıs 2020
Kimdir devrimci
22 Mayıs 2020
Beklediğim telefon
21 Mayıs 2020
Hedef, Bahçeli
20 Mayıs 2020
Aslında ne oldu
19 Mayıs 2020
Cumhurbaşkanına mektup
15 Mayıs 2020
Tabu, gerçeğin düşmanı
14 Mayıs 2020
CHP medyası
13 Mayıs 2020
Peki, ne bu
12 Mayıs 2020
Böylesi görülmedi
08 Mayıs 2020
64. gün
07 Mayıs 2020
Hoparlör…
06 Mayıs 2020
3 Mayıs
05 Mayıs 2020
Ufuk’un özeleştirisi
01 Mayıs 2020
Beden üzerinden teslim alınmak
30 Nisan 2020
Anlatamıyorum
29 Nisan 2020
Gönüllü zorunluluk
28 Nisan 2020
Erdoğan sormuyor mu
24 Nisan 2020
Her sonucun başlangıcı var
23 Nisan 2020
O tarih kolay yazılmadı
22 Nisan 2020
İstanbul’da neler oldu
21 Nisan 2020
Bir görüşleri daha çöktü
17 Nisan 2020
Özgürlük yalanı
16 Nisan 2020
Bırakın yazalım
15 Nisan 2020
Kin, zayıfların şiddeti
14 Nisan 2020
Saat 03.00 operasyonu
10 Nisan 2020
Umudumuz COV 19
09 Nisan 2020
Ağacı değil, ormanı görmek
08 Nisan 2020
Hedefteki örgüt
07 Nisan 2020
Peşin Hükümler
Haber Yazılımı